• Takvim: 22-26 Nisan 2020 — 28 Ekim 1 Kasım 2020
  • Lokasyon : Çanakkale ve çevresi
  • Tur Fiyatı: Otel Konaklamalı  KB 1.850 TL

     

    Cadır konaklamalı mümkün. Fiyatı sorun.

TROYA KÜLTÜR ROTASI

Troya Kültür Rotası; doğu-batı hattında Ege ile Marmara denizlerini, kuzey-güney hattında ise Avrupa ve Asya kıtalarını birbirine bağlayan Çanakkale’de (Troas Bölgesi) yer alıyor. Arkeolojik kazılar, bölgenin M.Ö. 7000’li yıllardan itibaren, Anadolu halklarının Avrupa’ya yönelen göçleri sırasında kullandıkları rotalardan birisi olduğunu gösteriyor. Troas, tarih boyunca önemini hiçbir zaman yitirmemiş; Troya Savaşları, Helen, Lidya, Pers, Büyük İskender, Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu’nun izlerini taşıyor. Birinci Dünya Savaşı’nın ve dünya tarihinin akışını değiştiren Çanakkale Savaşları da bölgenin tarih boyunca ne kadar kilit bir öneme sahip olduğunun göstergesi. Gelecek Turizmde Programı kapsamında desteklenen Troya Kültür Rotası, Homeros’un İlyada destanıyla ölümsüzleşen, Paris’in Helen’i kaçırdığı, Troya Savaşlarının yaşandığı, Schliemann’ın inanışıyla Priam’ın paha biçilemez hazinelerine sahip, günümüzde UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde bulunan Troya’dan başlıyor. Yürüyüşe başlamadan önce, antik kenti ve müzeyi gezmek sizi tarihin derinliklerine götürecek, Homeros’un İlyada destanını hatırlatacak, Troya filmini gözlerimizin önüne getirecek ve gezinizi daha da anlamlı hale getirecek. Rotanın toplam uzunluğu yaklaşık 120 kilometre. Troya Antik Kenti’nden başlayıp Assos antik limanı’nda son buluyor. Rotanın tamamını kat etmek, yürüyüş ya da bisiklet hızınıza, rota üzerindeki köylerde, plajlarda ve tarihi alanlarda harcayacağınız zamana bağlı olarak 5 ila 7 gün sürecektir. Rota etaplar halinde oluşturulduğundan daha kısa ya da tematik turlar yapmak da mümkündür.

  1. Gün: CEZAYİRLİ HASANPAŞA KÖŞKÜ – GEYIKLI ETABI & TROYA MÜZESİ – TROYA ANTİK KENTİ 16 Km Toplam yürüyüşümüz

Sabah erken Çanakkale buluşmamız ile birlikte, sabah kahvaltısı için kısa bir dinlenme yapıyoruz. Gecenin yol yorgunluğunu yerel ürünlerle donatılmış kahvaltı ile birlikte enerji toplayarak atıyoruz. Kahvaltı sonrasında kısa bir market molası veriyoruz. Alışveriş sonrası ilk durağımız Troya Antik Kenti olacak. Antik kent sonrasında, ikinci durağımız Troya Müzesi olacak. Müze 2018 yılının Ekim ayında açıldı ve bölgenin tüm arkeolojik alanlarından eserler bir araya getiriyor. Ziyaret eden herkesi çok mutlu eden bir yapıya sahiptir. Ödüllü bir mimari eserdir. Troya Müzesi gezimiz sonrasında hep birlikte rotamızın başlangıç noktası müze ile Çıplak köyü arasında kısa mesafe yürüyüşümüzü gerçekleştireceğiz. Yaklaşık 600 m sürecek yürüyüşümüz sonrası köy kahvesinde çaylarımızı yudumlarken kumanyalarımızı atıştıracağız. Yemek molası sonrası aracımızla önce Tevfikiye köyü içerisinde yapılan Arkeo-Köy projesini araçla panoramik olarak göreceğiz, hediyelik malzemelerin üretildiği atölyeleri ziyaret edeceğiz sonrasında aracımızla, Cezayirli Hasan Paşa Köşküne gidiyoruz.

        Bugün yürüyüşümüz Cezayirli Hasan Pasa Köşkü’nün yanından Üvecikköyü’ne devam ediyor. Yer yer makilik ve çoğunlukla domates ekimi yapılan tarlaların ve zeytinliklerin arasından geçerek Üvecik’e ulaşıyor. Üvecik yürüyüşümüzün en önemli özelliği yel değirmenleri arasında yürümek.

Üvecik’tenBozköy ve Geyikli’ye bağlanan rotanın bu etabını Zeytin Rotası olarak adlandırmak çok da yanlış olmaz. Zeytin bahçelerinin arasından devam eden güzergâh üzerinde arkeoloji meraklılarının ilgisini çekecek Hanaytepe Höyüğü de yer alıyor. Bu etabın tamamen düz ve dolasıyla herkes kolaylıkla yürüyebileceği düzeydedir. Yürüyüşümüz Geyikli’de bittikten sonra istersek deniz keyfi yapabiliriz.  Sonrasında aracımızla kalacak olduğumuz tesise geçiyoruz.

TROYA ANTİK KENTİ

Çanakkale’nin 25 km güneybatısında Tevfikiye Köyü’nün bitişiğinde yer almaktadır. Arkeolojik

veriler, burada ilk yerleşimin MÖ 3000 civarında başladığını göstermektedir. MÖ 350-400 yıllarına kadar yerleşimin devam ettiği Troya, günümüzde üst üste on ayrı yerleşim katının oluşturduğu bir höyük görünümündedir. Stratejik konumu nedeniyle binlerce yıl yerleşim görmüş, deniz ticaretinde oynadığı rolle gelişmiş, zenginleşmiş, pek çok yıkım ve savaşa tanıklık etmiş olan Troya, önemini yakın dönemlere kadar korumuştur. Troya, tarihsel gerçekliğinin yanında Homeros’un ‘İlyada’ destanıyla ünlenmiş ve bütünleşmiştir.

TROYA MÜZESİ

Troya Antik Kenti girişinde yer alan müze, 3.000 m2 sergi salonu, 11.200 m2 kapalı inşaat

alanına sahiptir. Müze ziyareti rampadan inerek başlamaktadır. Rampanın duvarlarında bulunan nişlerde Troia’nın farklı katmanları mezar taşları, büyük boy heykeller, sahne canlandırmaları ve büyük boy fotoğraflarla anlatılmaktadır. Müzede Troas bölgesinde yürütülen kazılarda elde edilen buluntular, Troya kent katmanları ve Troya kazı tarihçesi interaktif öğelerle de beslenerek sunulmaktadır. Troya altınları seksiyonu, Roma dönemi heykelleri ve Poliksena Lahdi müzede öne çıkan eserlerdendir. Troya Müzesi’nin en üstünde

yer alan açık teras Çanakkale Boğazı ile Homeros coğrafyasını gözler önüne sermektedir. Buradan Troya Milli Parkı’nın ve Kültür Rotası’nın büyüleyici panoramasını da görmeniz mümkündür.

ÇIPLAK KÖYÜ

Troya Müzesi’nin yaklaşık 300 m doğusunda yer alan Çıplak bölgenin en eski köylerindendir. Köyün

içinde yer alan Çıplak Dede mezarının köye ismini veren kişiye ait olduğu söylenmektedir. Birçok

köylere ismini veren, elinin emeği ve alnının teriyle dağ başlarında yer açıp yerleşen, bağ ve bahçe yetiştiren ve batıya doğru Türk akınlarının temelini atan dervişler gibi Çıplak Dede’nin de Kolonizatör Türk Dervişlerinden biri olduğu düşünülmektedir. 1530 Biga Livası Haritası’nda yer almayan Çıplak Köyü’nün ilk kaydına, 1791 tarihli Lechevalier’in haritasında rastlanmaktadır. Bu iki tarih arasında kurulduğu düşünülen Çıplak Köyü birçok gezginin metinlerinde de yer almıştır.

Ayrıca Troya’yı kazan Schliemann uzun süre burada kalmıştır.

CEZAYIRLI HASAN PAŞA KÖŞKÜ

  1. yüzyılın ikinci yarısında kaptan-ı deryalık ve sadrazamlık görevlerinde bulunan Cezayirli Hasan

Paşa, Osmanlı’nın ünlü devlet adamlarından biriydi. 1770 yılından sonra köşkünü inşa ettiren

Hasan Paşa, burayı hem bir dinlenme yeri hem de bölge ile ilgili çalışmalarını yaptığı bir merkez

olarak kullanmıştır. Köşk, bölgede kurulan ilk Türk köylerinden biri olan Yerkesiği Köyü’nün

hemen yanı başında inşa edilmiştir. Köşk, 18–19. yüzyıllarının Osmanlı ayanları ve eşrafının çiftlik ya da kır evlerinin tipik özelliklerini yansıtır. Cezayirli Hasan Paşa’nın uygun güney rüzgârlarını beklemek için donanmayı Beşike Koyu’na demirlediğinde bu köşkte kaldığı bilinmektedir. Günümüzde köşkten geriye sadece gözetleme kulesi olarak kullanılan bir kule ayakta kalmıştır.

ÜVECiK

Çanakkale – Geyikli yolu üzerinde bulunan köy Ezine ilçesine bağlıdır. Yaklaşık 550 kişinin yaşadığı köyün kuzeyinde Cezayirli Hasan Paşa Köşkü, batısında ise rüzgar gülleri görülebilir. İhtiyaç gidermek için kahvehane ve marketler mevcuttur.

BOZKÖY-HANAYTEPE

Kemerdere Vadisi’nin Menderes Ovası’na açıldığı noktadaki bir sırtın ucundadır. Antik Thymbra kenti

olduğu sanılan yerleşmenin güney yamacında tarih öncesi buluntulara ulaşılmıştır. Güneygüneybatısından Kemer Deresi akmaktadır. Höyükte yüzey araştırmaları gerçekleştiren Prof.

Dr. Rüstem Aslan, çıkan buluntulara göre Tunç Çağı ve öncesindeki en önemli yerleşimlerden

birininBozköyHanaytepe olduğunu, Troya’dan sonraki en büyük höyük olduğunu, çok kaliteli ve

farklı taşlardan yapılmış 5 bin yıl öncesine ait taş el baltaları bulduklarını belirtmektedir.

BOZKÖY

Bozköy, 1530 tarihli Biga Livası haritasında yer almaktadır. Bu da köyün bölgede kurulan ilk Türk

köylerinden biri olduğunu göstermektedir. Çevrede yapılan araştırmalar köyün yakın mesafelerde

birkaç sefer yer değiştirdiğini göstermektedir. Köyde yaşayanlar kendilerini “manav” olarak tanımlamaktadır. Türkologlara göre Manavlık, Anadolu’da ilk yerleşik hayata geçen Türkleri tanımlamada kullanılan bir sıfattır. 1930’larda bölgeye gelen muhacirler de köye yerleşmişlerdir.

GEYIKLI

Ezine ilçesine bağlı Geyikli, Güney Marmara’nın Kuzey Ege ile buluştuğu coğrafyanın batısında, yeşille mavinin kucaklaştığı eşsiz doğal güzelliğe sahip bir tatil beldesidir. Bursa’nın fethinde geyik üzerinde süvari olarak savaşa katılan, sonrasında keşişliği tercih edip İnegöl’e göç eden Geyikli Baba’nın yetiştirdiği öğrencilerinin biri tarafından 12. yüzyılda kurulduğu rivayet edilmektedir. Geyikli Baba’nın mezarı Kemallı Köyü yolu üzerinde yer almaktadır. Zeytin cenneti Geyikli, aynı zamanda Bozcaada feribot seferlerinin yapıldığı Yükyeri İskelesi’yle bölgenin önemli bir turizm ve ulaşım merkezidir. Özellikle yaz aylarında oldukça hareketli olan Geyikli’de yeterli sayıda konaklama tesisi ile yeme-içme işletmesi bulunmaktadır.

  1. Gün: GEYİKLİ–AKÇAKEÇİLİ Toplam 22 Km.

Geyikli – Dalyan 11 km, Dalyan – Akçakeçili 11 km

Sabah yörenin en lezzetli zeytin, zeytinyağı ve peyniri ile hazırlanmış özel yöresel lezzetler ile kahvaltımızı yaptıktan sonra, aracımızla kısa araç transferi ile Geyikli’de bulunan yürüyüş başlangıç noktamıza hareket ediyoruz.

Bu etapta AlexandriaTroas’a yaklaşırken antik dönemde bu şehre su taşıyan kemerlerin izleri bizlere eşlik ediyor ve Roma Dönemi’nde yapılan Attikus Hamamı’ndan geçiyor. AleksandriaTroas kazı alanının batı tarafından güneye doğru zeytin ağaçlarının arasından ilerleyerek Ilıca Dere’nin denize kavuştuğu yere kadar devam eden rota üzerinde Kolonai Antik Kenti Tümülüsü’nü de uzaktan görmek mümkün. Devamında Ezine – Gülpınar karayolundan geçerek, doğu istikametinde Akçakeçili köy yoluna giriyoruz ve ağaçların arasından köy yolunun sağ tarafındaki patikadan devam ederek, vadi ve sırtlardan geçerek Akçakeçili Köyü’ne varıyoruz. Aracımızla buluştuktan sonra kalacak olduğumuz tesise kısa bir transfer yapıyoruz. 

DALYAN KÖYÜ

Eskiden Dalyan ufak bir balıkçı köyüymüş. Günümüzde yazlık evleri ve siteleriyle gittikçe büyüyor. Balıkçı tekneleri için korunaklı bir limanı bulunuyor. Günbatımlarını köyden seyretmek civarda bir gelenek. Karşınıza Bozcaada’yı alarak; mendirekten, balıkçı restoranlarından, köyün kahvesinden veya sahilden denizin esintisi eşliğinde, içeceğinizi yudumlarken muhteşem manzarayı seyre dalabiliriz.

DALYAN ANTIK LIMAN

Dalyan’ın en ilgi çekici yerlerinden birisi kırmızı rengi ve köpürtülmüş gibi görünen kıyılarıyla kırmızı renkli gölüdür. Gölün yoğun tuz oranından dolayı oluşan Dunaliellasalina yosunun ürettiği kırmızı pigmentlerden dolayı böyle bir rengi vardır. Köyün meydanından, balıkçı limanının güneyine doğru küçük bir tepeyi aşınca karşınıza çıkıyor. Burası aslında, AleksandriaTroas antik kentinin limanıdır. Günümüzde denizin dolmasıyla küçük bir göl haline gelmiştir. Denizin içerisinde ve gölün etrafında bazı granit sütunları halen görebilirsiniz. Antik Neandria kentinin yakınlarındaki taş ocaklarından çıkarılarak üretilen devasa granit sütunlar, tomruklar üzerinde kaydırılarak bu limana taşınır, buradan gemilerle Suriye’deki Palmira antik kenti, Roma, Vatikan gibi dünyanın önemli birçok kentine buradan gönderilirmiş. Granit sütunlar abide, tapınak ve mezar yapımında sütun ve basamak taşı olarak kullanılırmış. Günümüzden iki bin yıl kadar önce, nasıl üretildikleri ve taşındıkları bizi bugün bile hayrete düşüren bu sütunların bazılarını Yahya Çavuş Köyü yakınındaki antik taş ocağında, antik limanın etrafında ve denizin içerisinde görebiliriz. Hristiyan dünyasının en önemli şahsiyetlerinden Aziz Paul (Paulus), ikinci misyonerlik yolculuğu sırasında, Avrupa topraklarına ilk kez gemi ile bu limandan gitmiş, üçüncü yolculuğunda bu limana gelerek AleksandriaTroas’ta bir hafta konaklamıştır.

ALEKSANDRIA TROAS

Sezar ve Konstantinus dönemlerinde Roma İmparatorluğu’nun başkenti olması düşünülen AleksandriaTroas, bu onuru İstanbul’a kaptırmış. Bu nedenle “Eski İstanbul” olarak da anılmaktadır.

Büyük İskender’in komutanlarından Antigonos tarafından, MÖ 310 yılında kurulan kent, antik limanının 1,5 km kadar güney doğusunda bulunmaktadır. İlk zamanlar, çevredeki Gargara, Hamaxitos, Kebren, Kolonai, Larisa, Neandria ve Skepsis kentleri AleksandriaTroas’a hizmet etmeye başlamıştır. Ancak zaman içinde, küçük ve zayıf kentlerin birleşerek güçlenmesini sağlamak amacıyla bu kentler boşaltılarak, halkı AleksandriaTroas’a göç ettirilmiştir. Kentin nüfusunun böylece 100 bine kadar ulaştığı tahmin edilmektedir.

ATTIKUS HAMAMI

Kent en önemli gelişmeyi, kente devasa yapılar yaptıran İmparator Hadrianus (117-128) zamanında yaşamıştır. Atinalı zengin HerodesAtticus’un katkılarıyla Kaz Dağları’ndan kente su getirilmesi için yaptırdığı su kemerleri ve termal suların kullanıldığı hamam, AleksandriaTroas’ta görebileceğiniz ilginç su mimarisi örneklerindendir. 135 yılında inşa edilen, 84 metreye 123 metre büyüklüğündeki bu hamam, döneminin en büyüklerinden birisi olarak Roma İmparatorluğu dönemi “en”leri listesindeki yer almaktadır. AleksandriaTroas kazıları günümüzde Doç. Dr. Erhan Öztepe başkanlığında sürdürülmektedir.

  1. Gün: AKÇAKEÇILI – KÖSEDERE

Akçakeçili – Alemşah 4 km,

Alemşah – Tavaklı 3 km,

Tavaklı – Çamiçi 4 km,

Çamiçi – Kösedere 4 km

Toplam 15 km

Sabah kahvaltımızın ardından kısa bir araç transferi ile bir gün önce yürüyüşü bıraktığımız Akçakeçili köyüne gidiyoruz. Bu etapta 212 m yükseklikteki Akçakeçili köyünden güney istikametine yöneliyoruz. Zeytin ağaçları ve tarlalar arasından hafif bir eğimle alçalıp yükselen patika yoldan ilerleyerek 4 km. sonra, denizden yüksekliği 145 m civarı olan Alemşah Köyü’ne varıyoruz. Alemşah Köyü’nden yine güney istikametinde sağımızda deniz, solumuzda tepeler ve zeytinlikler arasındaki patikadan yürüyerek Tavaklı Köyü’ne geliyoruz. Tavaklı Köyü’nden çıkarak güney istikametine doğru patikalardan, ağaçlar arasından ve sağ tarafımızda denizin muhteşem manzarası eşliğinde yürüyerek 4 km yürüyerek Çamiçi’ne ulaşıyoruz. Çamiçi ile Kösedere Köyü arasında sırtlardan geçen rota manzarasıyla Troya Kültür Rotası’nın görsel yönden belki de en güçlü bölümünü oluşturuyor. AKÇAKEÇILI ve ALEMŞAH köyleri, Çanakkale’nin en eski ve şirin köylerinden. Alemşah, 1530 Biga Livası Haritası’ndaAlemşalu olarak geçmektedir. Akçakeçili’denAlemşah’a doğru yürürken köprünün kara tarafından içeriye doğru iki yüz metre kadar ilerlersek, antik sütunları görme şansımız var. Ancak, belirgin bir yol ve işaret yok. Alemşah köyünün meydanında, baraj yapımı esnasında kurtarılmış bir sütunu da görebileceğiz!

Alemşah’ta bulunan ve tarihi eser olarak tescillenen Palamutçu Hüseyin Ağa Konağı eski zamanın ihtişamını ve özgünlüğünü yansıtıyor. Bugünkü rotamız Çamoba köyünden sonra muhteşem deniz ve doğa manzarası ile Kösedere köyünde son bulmaktadır. Aracımızla Kösedere’de buluştuktan sonra, istersek grup ile birlikte deniz keyfi yapabiliriz. Deniz keyfi sonrasıaracımızla Kösedere Köyü yakınlarında bulunan Antik Roma yolu ve Antik Roma köprüsünü görüyoruz. Aracımızla kısa bir fotoğraf molası sonrasında akşam yemeği ve gece sohbetlerimiz var.

TAVAKLI

Köyün deniz kıyısı Tavaklı İskelesi olarak adlandırılıyor. Turizm açısından gelişmiş sayılır. Şu anda bir iskelesi yok ancak geçmişte Tavaklı İskelesi’nden tekstil sanayiinde kullanılan Troya

Meşesi palamudu ihracatı yapıldığı söyleniyor. Sahil boyunca birçok yazlık ev, birkaç otel ve

bazı restoranlar bulunuyor. Deniz suyu alışık olmayanlar için soğuk sayılabilir. Ancak ağaçlıklı,

kumluk, güzel bir sahili var. Köyün isminin Tavuklu ve ardından olarak Tavaklı halini aldığı

söylenegelmektedir. Bir diğer rivayete göre ise, gelin olup köyden ayrılan kızların en yüksek

tepeye çıkıp tüm köyü ve etrafını seyretmesi adetinden dolayı köye “Duvaklı” denmeye

başlanmış, sonra bu ad değişerek “Tavaklı” olmuştur. Köyün ve çevre arazisinin çoğu engebeli ve zeytin ağaçlarının büyümesi için uygundur. Tavaklı ve çevresindeki başlıca tarımsal ürünler kayısı, armut, elma, şeftali, kavun, karpuz, domates, karnabahar, yeşilbiber, fasulye, buğday, bakla ve bezelyedir. Bölgede badem ağaçları da yetişmektedir.

ÇAMOBA (Çamiçi)

Kumburun’ dan 2,3 km Geyikli istikametinde bulunan Çamoba köyü adını köyün kurulduğu yerde daha önce bulunan geçici veya devamlı bir kır yerleşmesinden alır. Büyük bir olasılıkla

bölgede yaşayan ilk göçer Türk gruplarından biri tarafından kurulmuştur.

KÖSEDERE

Köyün kuruluşu tam olarak bilinmemektedir. Mezar taşları ve köydeki eski binalara bakıldığında 400-500 yıllık bir geçmişi olduğu sanılmaktadır. 800 civarı nüfusuyla Ayvacık ilçesinin en büyük köylerinden birisidir. En büyük özelliği dışarıya çok az göç vermesidir. Köyün deniz tarafında Larissa Antik Kenti yer alır. Köyün verimli ovası sayesinde sebzecilik ve meyvecilik son derece gelişmiş olduğundan köy neredeyse bir marka olmuştur; Çanakkale pazarlarında sebzeler “Kösedere’ nin” diyerek satılır. Özellikle domatesi çok meşhurdur. Kösedere’ de birçok ihtiyacınızı karşılayabilir, köprübaşında, dere kenarında bulunan köy kahvesinde, göğe yükselen ağaçların gölgesinde köylülerle sohbet ederken çayınızı, kahvenizi

yudumlayıp yorgunluk giderebileceğiz.

ANTIK ROMA YOLU

Troas bölgesi, Roma döneminde antik kentleri birbirine bağlayan yollara, bu yol ağlarını birbirine bağlayan köprülere sahipti. AleksandriaTroas ile ApollonSmintheion arasında bağlantıyı sağlayan yaklaşık 35 km’lik yol, antik dönemde hem işlevsel hem de dini açıdan merkezi önemdeydi. Smintheion’daApollon adına yapılan dini törenlerde, halk AleksandriaTroas’tan çıkıyor, kurbanlık hayvanlar ve hediyelerle birlikte tanrı Apollon’a bu tören yolundan yürüyordu. Kutsal yolun başlangıç kısımları AleksandriaTroas ile ApollonSmintheion kazılarında ortaya çıkartılmıştır. ApollonSmintheion’da bulunan yolun genişliği 7,20 m, açılabilen uzunluğu ise 45 metre civarındadır. Roma yolunun bir kısmının üzerinde

günümüzde de yürünebilmektedir. Yolun bir kısmının ise günümüzde kullanılan otoyolun altında kaldığı bilinmektedir.

ROMA KÖPRÜSÜ

Kutsal yolun bir parçası da Tuzla Ovası içerisinde kalan Roma köprüsüdür. Köprünün MS 2. Yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Blok taşlardan inşa edilmiş köprünün 93 m’lik bölümü görülmekte olup, 7 m yüksekliğindeki kemer ayaklarının 3-4 m’lik kısmı toprak altında kalmıştır. Tuzla çayının yatak değiştirmesi sonucu, köprü günümüzde tarlaların arasında kalmış, ilginç bir görüntü oluşturmaktadır. Antik dönemde kullanıldığını gösteren taşıt izine rastlanmaması ve mimari ayrıntılar yapının bir dinsel geçit köprüsü olabileceğini ve Apollon kehanetleri için AleksandriaTroas kentinden gelenler tarafından belirli zamanlarda kullanılmış olabileceğini göstermektedir.

Not:Troya kültür rotasının 5inci etabı olan Kösedere – Gülpınar köyleri arası rota St. Paul’ün yürüdüğü rota olarak geçmektedir. Bu rota bahçe yolu ve toprak yol olarak kullanıldığı için, rotanın yürüyüşçüler için en önemli bölümleri olan Antik yol ve Antik Roma köprüsü araçla ziyaret edilecektir.

  1. Gün: GÜLPINAR – KOCKÖY – BADEMLI – KOYUNEVİ – BEKTAŞ – KORUOBA – KORUBAŞI

Gülpınar – Kocaköy 7 km,

Kocaköy – Bademli 5 km

Bademli – Koyunevi 2 km,

Koyunevi – Bektaş 6 km,

Bektaş – Koruoba 3 km,

Koruoba – Korubaşı 2 km

Toplam 25 km

Sabah erken kahvaltı sonrası aracımızla yürüyüş başlangıç noktamız olan Gülpınar yakınlarındaki ApollonSmintheus’a gidiyoruz. Antik kent sabah ilk ziyaretçileri olarak ziyaretimizi yaptıktan sonra yürüyüşümüze başlıyoruz. Yürüyüş rotamız zeytin bahçeleri arasından devam etmektedir. Rotanın bu bölümünden itibaren rakım artıyor. Bademli’ de deniz seviyesinden 300 m kadar yükseğe çıkıyoruz. Sağ tarafımızda tepeler ve deniz, sol tarafımızda vadiler ve tepeler, kayalık, makilik, zaman zaman çalılıklara dönüşen Ege’nin yaygın bitki örtüsü olan Pırnal meşeleri ve zeytinliklerle kaplı bir arazide, patika yollardan ilerliyoruz. Bazı yerlerde yolun sağı ve solunda farklı dönemlerden kalma taş yolların izlerini

ve eski su kuyularını göreceğiz. Yolumuz makilik alanlar ve açıklık alanlar ile Kocaköy’e varmaktadır. Kocaköy sonrasında, Bademli köyüne ulaşıyoruz. Bu bölge rotamızın en doğal ve manzarası güzel rotalarından birisidir. Yol üzerinde vadiler, kaya oluşumları, deniz manzarası, orman içi açıklıklar, tarlaların hepsini bir bütün olarak düşündüğünüzde görsel bir ziyafet denebilecek güzellikte bir rotadır. Öğle yemeğimiz yol üzerinde seyiri güzel bir noktada keyifli bir piknik şeklinde olacaktır. Rotamızın sonuna doğru Koyunevi, Bektaş ve Koruoba köyü şeklinde olacaktır ve aracımızla Koruobada buluşacağız. Kalacak olduğumuz tesise kısa bir araç transferi yapıyoruz. Bugün uzun bir gün gibi gelse de görsel olarak doyurucu ve zevkli bir gün olacaktır.

APOLLON SMINTHEUS (Smintheion)

ApollonSmintheus Kutsal Alanı, Gülpınar’ın su yönünden zengin olan Bahçeleriçi mevkiinde

yer almaktadır. Kutsal Alan’da (Smintheion) sürdürülen arkeolojik kazı çalışmaları sırasında,

MÖ 5000 civarına tarihlenen bir prehistorik yerleşime ait kalıntılar tespit edilmiştir. Anadolu

mimarlık tarihinde özgün bir kimliğe sahip olan Kutsal Alanın, MÖ 2. yüzyıl ortalarında inşa

edildiği düşünülmektedir. Smintheion Kutsal Alanı, eski çağlarda Troas’ın önemli kült merkezlerinden birisidir. Tanrı Apollon’un fare (sminthos) vasfı ile tanınması, ilk kez Troas bölgesinde karşımıza çıkmaktadır. Tanrının Troas bölgesinde onurlandırılmasını, öncelikle Homeros’un İlyada Destanı’ndaki “Leto ile Zeus’un oğlu Apollon, güzel saçlı Leto’nun doğurduğu” anlatımından ve Akhilleus’un büyük öfkesine neden olan olaylardan öğrenmekteyiz. Apollon kültünün doğuşunda tarla farelerinin verdikleri zararların ve getirdikleri felaketlerin büyük payı vardır. Apollon güçlü kralları, halklarına karşı yaptıkları haksızlıklardan ötürü farelerle yayılan veba salgınlarıyla cezalandırmış, hakkın ve adaletin

yeniden oluşmasına aracı olmuştur. 1980 yılında başlayan arkeolojik kazı çalışmaları, günümüzde Prof. Dr. Coşkun Özgünel başkanlığında devam etmektedir.

GÜLPINAR

Eskiden Külahlı, Kulaklı, Kurali gibi isimlerle anılan köyün adı Cumhuriyet döneminde Gülpınar

olarak değiştirilmiştir. Volkanik bir plato üzerine oturmuş olması yüzünden, çoğunlukla kayalık görünümündedir. Köyün kuzeydoğu ile kuzeybatı yönleri arasında kalan alanlar jeolojik oluşumlar sırasında bir vadi meydana getirmiştir. Su yönünden zengin olan yöre sebze bahçeleri, zeytinlikler ve meyve ağaçları ile örtülmüştür. Vadi bitiminde sırtlara dek uzanan zeytinlikler ile badem ağaçları devam etmektedir.

KOCAKÖY

Ayvacık ilçesine bağlı Kocaköy’ün kayıtlı nüfusu 187 kişi, denizden yüksekliği ise 300 metre

civarındadır. Köyde bir kahvehane vardır. Aynı adı taşıyan sahil kesiminde üç tatil sitesi yer

almaktadır.

BADEMLI COŞKUNTEPE

Anadolu’nun başka bölgelerinde olduğu gibi Troas bölgesinde de en eski yerleşimin, insanların yerleşik hayata geçerek, hayvancılık ve tarım yaptıkları Neolitik Dönem’e (MÖ 8000-5500) dayandığı bilinmektedir. Bölgedeki Neolitik Dönem yerleşimlerinden en önemlisi Bademli Köyü’nün deniz tarafında, köye 4 km mesafede, yüksek doğal bir tepe üzerinde yer alan Coşkuntepe’dir. Yapılan kazılar, burada yaklaşık olarak MÖ 6000 yıllarında yaşamlarını özellikle balıkçılık ve hayvancılıktan kazanan bir halkın var olduğunu ortaya koymuştur. Aynı tarihlerde Gelibolu Yarımadası’nda Karaağaçtepe ve Hamaylıtarla mevkileri ve Gökçeada’da Uğurlu/ Zeytinli mevkiinde ilk köy yerleşimlerinin varlığı bilinmektedir.

 KOYUNEVI

Köyün kayıtlı nüfusu 216 kişi, denizden yüksekliği ise 310 m civarındadır. Otantik bir yapı olan köy oteli ile bir kahvehane mevcuttur. Küçükbaş hayvancılığın yaygın olduğu köyün sahil kesiminde turistik tesislerin olduğu Sokakağzı yer almaktadır.

BEKTAŞ

Ayvacık ilçesine bağlı Bektaş Köyü’nün kayıtlı nüfusu 333 kişi, denizden yüksekliği ise 300

metre civarındadır. Köyde bir kahvehane, iki bakkal mevcuttur. Sivrice Koyu’nun bulunduğu

sahil kesiminde ise yaz sezonunda faaliyet gösteren sekiz adet otel ve motel ile çok sayıda

restoran hizmet vermektedir. Köyün girişinde çok sayıda antik kuyu ile Roma Yolu’nun izleri

görülebilir.

KORUOBA (Kuruoba)

Ayvacık ilçesine bağlı Koruoba Köyü’nün kayıtlı nüfusu 158 kişi, denizden yüksekliği 280 m

civarındadır. Kuruluşu 1800’lere kadar tarihlenen köyde tek tesis bir kahvehanedir. KORUBAŞI

Ayvacık ilçesine bağlı Korubaşı Köyü’nün tarihi adı Burgas’dır ve 7 km mesafedeki Assos’ta kurulan Roma-Bizans medeniyetleri ile aynı dönemde burada da yerleşim olduğu tahmin edilmektedir. Köyün şimdiki adı olan Korubaşı’nın ise tahrip edilmeden önce var olan koruluk alanın başlangıcı olarak kabul edilmesinden kaynaklandığı sanılmaktadır. Köyün kayıtlı nüfusu 442 kişi, denizden yüksekliği ise 285 m civarındadır. Köyde üç kahvehane, üç bakkal, sağlık ocağı, umumi tuvalet, bir motel ve bir lokanta mevcuttur.

  1. Gün: KORUOBA – ASSOS

Koruoba – Assos 12 km

Rotanın en güzel etaplarından biri olan bu bölümü açık meralardan, sırtlardan geçiyor.

Bazen kayalıkların arasından, bazen de meraların ortasından ve çoğunlukla Ege Denizi manzarasıyla devam ediyor. Yakın zamana kadar mültecilerin umuda yolculuk yaptıkları

koylardan geçerken, bu trajedinin izlerine rastlamamız mümkün. Rota üzerinde deniz manzaralı seyir noktamızda öğle kumanyamızı yerken keyifli Midilli manzarasını izliyor olacağız. Yemek sonrası yaklaşık 3 km sonra, Assos Kazı Evi’nin önünde yürüyüşümüz son buluyor. Önce Antik Liman ziyaretimiz olacak, istersek denize girebileceğiz. Sonrasında ise aracımızla buluşup Athena Tapınağına çıkıyoruz. Tapınak ziyaretimiz sonrası Behram köyünde bir çay molası veriyoruz. Çay molası sonrası yöresel ürünlerden almak istediğiniz olursa yerel ürünler pazarını ziyaret ediyoruz. Bu pazarda dikkat çeken en önemli ürünler Türkmen köylerinden gelen ürünler, onları nasıl ayırt edeceğiz diye hiç düşünmeyin onlar zaten pazarda farklılıklarıyla dikkat çekiyor olacaklar. Yerelde kalkınmanın en önemli unsuru yöresel ürünlerden almak ve bölgeye katkıda bulunmak Ekoturizm misafirleri olarak ihtiyaçlarımızı tamamlayıp Çanakkale merkeze doğru hareket ediyoruz. Güneye İzmir istikametine inmek isteyenler Ayvacık otogarında bizden ayrılabilirler. Çanakkale merkezde ayrılmak isteyen misafirlerimiz ile Çanakkale merkeze geçiyoruz. Otobüs ve yol durumuna göre Çanakkale merkezde, Askeri Müze, Aynalıçarşı, Truva Atı ve Sahil gezimizi tamamlıyor bir sonraki gezide buluşmak üzere ayrılıyoruz.

KORUOBA (Kuruoba)

Ayvacık ilçesine bağlı Koruoba Köyü’nün kayıtlı nüfusu 158 kişi, denizden yüksekliği 280 mt. civarındadır. Kuruluşu 1800’lere kadar tarihlenen köyde tek tesis bir kahvehanedir. KORUBAŞI

Ayvacık ilçesine bağlı Korubaşı Köyü’nün tarihi adı Burgas’dır ve 7 km mesafedeki Assos’ta kurulan Roma-Bizans medeniyetleri ile aynı dönemde burada da yerleşim olduğu tahmin edilmektedir. Köyün şimdiki adı olan Korubaşı’nın ise tahrip edilmeden önce var olan koruluk alanın başlangıcı olarak kabul edilmesinden kaynaklandığı sanılmaktadır. Köyün kayıtlı nüfusu 442 kişi, denizden yüksekliği ise 285 m civarındadır. Köyde üç kahvehane, üç bakkal, sağlık ocağı, umumi tuvalet, bir motel ve bir lokanta mevcuttur.

ASSOS

Troas Bölgesi’nin güney kıyısında yer alan Assos, denizden yaklaşık 234 m yüksekliğinde, andezit kayalık bir tepe üzerine kurulmuştur. Assos’un ilk sakinlerinin kimler olduğu tam olarak bilinmemekle beraber, İlk Tunç Çağı’ndan beri yerleşim olduğu bilinmektedir. Arkeolojik verilere göre MÖ 7. yüzyıldan itibaren, 10 km uzaktaki Midilli’den (Lesbos) Aiolisli göçmenler Assos’a yerleşmeye başlamıştır. Homeros İlyada destanında güney Troas’ta yaşayan Anadolu’nun yerli halklarından biri olan Leleglerin denizcilik ve korsanlıklarla ünlü olduklarından bahsetmektedir. Filozof Aristoteles MÖ 347-345 yılları arasında Assos’ta yaşamış, bir felsefe okulu kurmuş ve dersler vermiştir. Aziz Paul (Paulus) da AleksandriaTroas’dan (Dalyan) Lesbos’a (Midilli Adası) doğru yaptığı seyahat sırasında şehri ziyaret etmiştir. Günümüzde Behramkale – Behramköy adını taşıyan Assos, MÖ 2000‘li yıllardan günümüze kadar varlığını kesintisiz sürdüren bir yerleşim yeridir. 1330 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Assos’ta Amerikan Arkeoloji Enstitüsü’den J. T. Clarke ve F.H. Bacon tarafından 1881 yılında başlatılan ilk kazı çalışmaları 1883 yılına kadar sürmüştür. Kazılar yüz yıllık aradan sonra, 1981 yılında Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu tarafından yeniden başlatılarak 2005 yılındaki ölümüne kadar devam etmiştir. Arkeolojik kazılar 2006 yılından itibaren Prof. Dr. Nurettin Arslan başkanlığında yürütülmektedir. Assos’taki kalıntılar arasında Akropolis’teki Athena Tapınağı, Bizans surları, Hüdavendigar Cami, Akropolis’in eteklerinde Arkaik devirden günümüze kadar iyi korunmuş antik yol ve iki kenarındaki mezarlar, şehir sur duvarları, Gymnasion, Agora, Stoa, Bouleuterion, tiyatro ve kilise sayılabilir. Assos’un en önemli eseri, akropolün en yüksek düzlüğünde MÖ 530 tarihlerinde inşa edilen Athena Tapınağı’dır. Yapı mimarlık tarihi açısından oldukça önemlidir. Anadolu’daki ilk ve tek Arkaik Dönem Dor mimari örneğidir. Adını Zeus’un kızı ve 12 Olympos tanrısından biri olan Athena’dan alır. Athena şehrin koruyucu tanrıçasıdır. Günümüzde Assos bölgenin en bilinen turistik yöresidir. Behramkale Köyü özgün yapılarıyla dikkat çekmektedir. Köyün içerisinde, antik limanda ve Kadırga koyunda çok sayıda pansiyon, butik otel, restoran, kafe, hediyelik eşya satıcıları misafirlerini beklemektedir.

TROYA – ASSOS TREKKİNG TURU PROGRAMINA FİYATA DAHİL OLAN HİZMETLERİMİZ;

Not: Otel Konaklamalı ve Yemek Dâhil Programda

Bütün Ara Transferler, Tüm Konaklama, Bütün Yemekler.

4 Gece Köy evi ve Pansiyon Konaklama (Oda + Kahvaltı + Akşam yemeği)

Profesyonel Rehberlik Hizmeti

4 Sabah Kahvaltısı

4 Akşam Yemeği

5 Öğle Yemeği ( Kumanya veya Restaurant )

Çevre Gezileri

Milli Park giriş Ücreti

FİYATA DAHİL OLMAYAN HİZMETLER

Ana Ulaşım Uçak veya Otobüs Bileti ( Çanakkale Geliş – Çanakkale Dönüş )Müze ve Ören Yeri Giriş ÜcretleriProgram Dâhilinde olmayan ekstra transfer ücretleri ve pansiyonda alınacak içecekler

ÖNEMLİ NOTLAR

Turumuzun sayısı Min: 8 kişi ile düzenlenebilir

Gerekli malzemeler

Küçük sırt çantası 20-40 litre arası

Termos (mümkünse sıcak tutabilenlerden, zirve için gerekli)

Su geçirmez dış giysi

Sağlam tabanlı bir dağ botu, mümkünse su geçirmez.

Polar dış giysi

Alt üst içlik, çorap, eldiven, bere, gözlük, güneş için şapka, güneş kremi(UV korumalı)

Yürüyüş batonu

Yürüyüş pantolonu

Kafa lambası

Kişisel bakım malzemesi sabun, diş fırçası, tarak vs

Büyük bir sırt çantası veya hafif bir bavul